Anasayfa » Genel » İcra Hukukunda Tebligat Hakkında Makale

İcra Hukukunda Tebligat Hakkında Makale

İCRA HUKUKUNDA TEBLİGAT
(İİK. mad. 21, 57)

İcra ve iflas işlerinde tebligat konusu, hem İİK. mad. 21’de ve hem de İİK. mad. 57’de düzenlenmiştir. Her iki maddede de; “icraya ait tebliğlerde, Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanacağı” belirtilmiştir.

Tebligat “hukuki bir işlemin, ilgili kimsenin (muhatabın) bilgisine sunulması için, yet-kili makamın, yasa ve yöntemine (usulüne) uygun biçimde yazı ile veya ilanla yaptığı bildirim işlemi” veya “hukuksal bir işlemin ilgili kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamın yasa ve yöntemine (usulüne) uygun bir biçimde yazı ile veya ilan yoluyla yaptığı belgeleme işlemi” ya da “hukuksal bir eylemden ilgili kişinin haber almasını sağlamak için yetkili ma-kamın yasal biçimde yazı ya da duyuru (ilan) ile yapacağı belgeleme eylemi” ş e k l i n d e tamamlanabilir…

Biz bu yazımızda, icra (ve iflas) hukukunda taşıdığı önem nedeniyle, tebligat işlemle-rine ilişkin “Tebligat Kanunundaki genel ilkeler” ile, “İİK. mad. 21 ve İİK. mad. 57 hü-kümlerini” inceleyeceğiz.

I-İcra (ve iflas) hukukunda tebligat büyük önem taşır. Pek çok işlemlerin hukuki sonuç doğurabilmesi için ilgililere tebliği gerekir. Bu tebligat işlemi yapılmadıkça işlem tamamlan-maz ve sonraki işlemlere geçilemez. Örneğin; “ödeme ya da icra emri” tebliğ edilmeden yapı-lan haczin kaldırılması için takibin her aşamasında süresiz olarak şikayette bulunulabilir.

İcra ve iflas işlerinde de tebligat 7201 sayılı Tebligat Kanununa ve bu kanunun 60. maddesi uyarınca çıkarılmış bulunan Tebligat Nizamnamesine (Tüzüğüne) göre yapılır.

II-Tebligatı yapacak makam (tebligatın yapılış şekli): a)İcra (ve iflas) işlerinde tebligat kural olarak PTT. vasıtasıyla yapılır (Teb. K. mad. 1). b)Ancak, gerektiğinde -daha doğrusu; Teb. K. mad. 2 ve Teb. Tüz. mad. 2’de öngörülen hallerde- tebligat “icra memuru” tarafından -daha doğrusu, icra dairesinin memurları; örneğin mübaşir tarafından- makbuz karşılığında da yapılabilir (Teb. K. mad. 2; Teb. Tüz. mad. 2). 538 sayılı kanundan önceki şeklinde İİK. mad. 21 bu olanağı “ilgilinin iznine” bağlı tutmuştu. 538 sayılı kanun ile ilgili-nin izni aranmaksızın “makbuz karşılığında” tebligat yapılabileceği kabul edilerek, kaynak İs-viçre İcra ve İflas Kanunu ile bizim kanunumuz arasındaki fark giderilmiştir (mad. 21/I). Tebligatın yazı ile yapılması gerektiğinden, “makbuz karşılığında doğrudan doğruya” tebligat yapılan hallerde, tebliğ durumunun düzenlenecek bir “tebliğ tutanağı” ile belgelendirilmesi gerekir. Tebligat, doğrudan doğruya -yani; PTT memuru ya da zabıta aracılığına gerek kal-maksızın da- muhataba veya muhatap adına tebliği kabule yetkili olanlara da yapılabilir. Ör-neğin; vekil vasıtasıyla takip edilen davalarda, vekiller makbuz karşılığında birbirlerine tebli-gat yapabilirler (Teb. K. mad. 38, Teb. Tüz. mad. 58, 59). Uygulamada bu tebligat şekline avukatlar pek itibar etmemektedirler.

Adresi meçhul olan kişilere basın ve / veya yayın araçları ile ilan şeklinde de yapılabi-lir (Teb. K. mad. 28, Teb. Tüz. mad. 46) …

III-Yapıldığı yere göre tebligat; Yurtiçi tebligat (yurtiçinden yapılan tebligat), yurt-dışına tebligat (yurtiçinden, yabancı bir ülkeye Tebligat Kanununa ve uluslararası sözleşmele-re göre yapılan tebligat) ve yurtdışından tebligat (yabancı bir ülkeden Türkiye’ye yapılan tebligat) olmak üzere ü ç e ayrılır…

IV-Tebligatın nerede ya da nereye yapılacağı (Tebligatın yapılacağı yer):a)Adres değişikliği olmaması halinde; tebligat, tebliğ yapılacak kişiye, bilinen en son adresinde yapı-lır (Teb. K. mad. 10). Bu hükme göre, kanun “adreste tebligat” ilkesini benimsemiştir. Bura-da sözü geçen “adres” kavramı geniş kapsamlı olup, ikametgah, mesken ve işyerini de içe-rir.

Tebligat Kanunu her ne kadar “adreste tebligat” ilkesini benimsemişse de, “tebligat yapılacak kişinin müracaatı veya kabulü halinde” –örneğin; tarafların ilamı almak üzere yazı işleri müdürüne veya adreslerine gönderilmiş olan ilamı, icra (ödeme) emrini almak için PTT. merkezine yahut tebliğ (posta) memuruna başvurmaları halinde- “adres dışında” da ilgiliye (muhataba) tebligat yapılabilir (Teb. K. mad. 10/II; Teb. Tüz. mad. 14). Uygulamadaki önemi nedeniyle ayrıca belirtelim ki, “muhatabın başvurması veya kabulü koşulu ile bilinen en son adres dışında tebligat yapılabilmesine olanak sağlayan Teb. K. mad. 10/II’deki istisna, sadece kendisine tebligat yapılacak kişi -ve vekili, velisi, vasisi- için geçerlidir. “Muhatap adına tebli-gatı kabule yetkili olan” kişiler (Teb. K. mad. 16, 17) açısından Teb. K. 10/II hükmü uygulan-maz. Örneğin; avukatın sekreteri veya stajerine büroda avukat adına tebligat yapılabilirse de (Teb. K. mad. 17), bu kişilere kanunun açıkça öngördüğü durumlar (Teb. K. mad. 37) dışında, avukat bürosundan başka bir yerde tebligat yapılamaz …Bu husus ayrıca İİK. 21/I, c.2’de “…tebliğler makbuz karşılığında, doğrudan doğruya tevdi suretiyle de yapılabilir” şeklinde a-çıkça öngörülmüştür…

b)Adres değişikliği olması halinde; aa-Adresini değiştiren -ve daha önce kendisine tebligat yapılmış olan- kişinin bu değişikliği yani yeni adresini ilgili makama -icra dairesi-ne, tetkik merciine vs.- bildirmesi gerekir. “Bu takdirde bundan sonraki tebliğler, bildirilen yeni adrese yapılır” (Teb. K. mad. 35/I, Teb. Tüz. mad. 55).

Uygulamadaki önemi nedeniyle belirtelim ki; “icra dairesi” de, geniş anlamda “kaza mercii”ne dahil olduğundan , adres değişikliğinin icra dairesine bildirilmesinden itibaren ar-tık tebligatların yeni adrese yapılması gerekir…

Ancak Teb. K. mad. 35/IV’e göre; “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen ad-resler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, tica-ret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hak-kında da bu madde hükümleri uygulanır”. Yani bu durumlarda da tebligat; yukarıda belirtilen sözleşmelerdeki, kamu kurum ve kuruluşlarındaki, meslek kuruluşlarındaki, ticaret sicilinde-ki, esnaf ve sanatkarlar sicillerindeki adrese yapılacaktır…

İİK. mad. 21/II’ye göre de; aa)İlamda , bb)İİK. mad. 38’e göre “ilam hükmünde olan belgelerde”, cc)İpotek senedinde , yazılı olan adresini değiştiren “alacaklı” ya da “borçlu” bu adres değişikliğini birbirine “noter vasıtasıyla” bildirmiş olmadıkça, tebligat bu belgeler-de yazılı olan adrese yapılır. Muhatap o adreste bulunmadığı takdirde, Tebligat Kanununun 35. maddesi uygulanır. Yani, “tebliğ olunacak evrakın bir nüshası ‘eski adrese ait binanın kapısına’ ve diğer nüshası da ‘tebliği yaptıran kazai mercii divanhanesine’ asılır ve eski adre-sin kapısına asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır”.

İİK. mad. 21/II, adres değişikliğinin ‘noter vasıtasıyla’ bildirilmesini aramasına rağ-men, taahhütlü mektupla ya da sözle adres değişikliği bildirilmişse ya da başka bir dosyadan adres değişikliğini diğer taraf resmen öğrenmişse, tebligat hangi adrese yapılacaktır? Kanunun gerekçesi incelendiğinde, bu konuda istenerek şekilci bir sistem getirildiği görülür. Bu neden-le, “adres değişikliğinin ancak noter vasıtasıyla diğer tarafa bildirilmiş olması halinde”, bildi-rilen adrese tebligat yapma zorunluluğu doğar. Bu nedenledir ki, doktrinde “adres değişikliği kendisine noter vasıtasıyla bildirilmemiş olan tarafın, yeni adresi bildiğinin kanıtlanamaya-cağı” bildirilmektedir. Ancak, hemen belirtelim ki Yargıtay bu konuda bu kadar şekilci davranmamakta ve “alacaklının, borçlunun noter senedinde yazılı adresini değiştirdiğini, ken-disine usulüne uygun biçimde bildirilmemiş olmasına rağmen, yeni adresi biliyorsa, tebligatın bu yeni adrese yapılması gerektiğini, hakların kullanılmasına ilişkin iyiniyet kuralının bunu gerektirdiğini” , “borçlunun yeni adresini taahhütlü mektupla da alacaklıya bildirmesi halinde, yeni tebligatların bildirilen adrese yapılması gerektiğini” belirtmiştir. Kanımızca, yüksek mahkemenin ilk içtihadındaki görüş hukukun genel ilkelerinden olan “iyiniyet”e iliş-kin MK. mad. 2 hükmüyle bağdaştığı için isabetli sayılabilirse de, ikinci içtihadındaki görüşe katılmak mümkün değildir. İkinci içtihadındaki görüş doğrultusunda doğacak uygulama, hem İİK. mad. 21/II’nin açık hükmüne ve hem de bu hükmün kabul ediliş nedenine aykırı olacaktır. Ayrıca, “taahhütlü mektupla” adres değişikliğini bildirme usulünün bu şekilde kanunun açık buyruğuna rağmen içtihat yoluyla kabul edilmesi uygulamada, taahhütlü mektu-bun boş olarak karşı tarafa gönderilmesi halinde de çeşitli uyuşmazlıklara neden olur. Çünkü, taahhütlü mektup makbuzu, mektubun içeriğini belgelemeyip sadece bu mektubun karşı tarafa gönderildiğini kanıtladığından, bu mektupla gerçekten, adres değişikliğinin karşı tarafa bildi-rilmiş olup olmadığı sorununa ışık tutmaz. Bu nedenle, böyle taraflar arasında yeni uyuşmaz-lıklar doğurabilecek bir yolun içtihat yolu ile hiç yaratılmaması uygun olur kanısındayız…

Adres değişikliği, kanunun öngördüğü biçimde diğer tarafa bildirilmiş olmasına rağ-men, tebligatı eski adrese yaptırarak, Tebligat Kanununun 35. maddesinden faydalanmış olan taraf, bu suretle diğer tarafa verdiği bütün zararları, % 15 fazlasıyla genel mahkemede açıla-cak dava sonunda ödemek zorunda kalabileceği gibi, hakkında ayrıca İİK. mad. 343.’deki ceza da uygulanır. Bu cezaya, bu eylemden zarar gören kişinin şikayeti üzerine tetkik mercii hükmeder. Adres değişikliğini, noter vasıtasıyla bildirmek isteyen taraf bunu, diğer tarafın kusurlu davranışı yüzünden örneğin; bu kişinin kendi adresindeki değişikliği bildirmemesi nedeniyle yapamamışsa, daha sonra aynı kişinin eski adrese yaptıracağı tebligattan dolayı doğacak zarardan sorumlu olup olmayacağı bir hukuki sorun olarak karşımıza çıkar. Bir örnek ile konuyu ortaya koyarsak, alacaklı kendi adres değişikliğini İİK. mad. 21 gereğince bildirmediği için daha sonra borçlu kendi adresindeki değişikliği noter vasıtasıyla alacaklıya bildirmek istediği halde bu tebliğ alacaklıya ulaşamamış ve alacaklı da borçlunun adres değişikliğinden haberdar olmayarak eski adrese yaptırdığı tebligat ile takibe devam etmişse, bu yüzden borçlunun uğradığı zararı ödemekle yükümlü olacak mıdır? Bir görüşe göre; adres değişikliğini bildirmek görevinin yerine getirilmemesi bir kusur sayıldığından ve kusur-la meydana gelen zarar arsında uygun illiyet bağı bulunması gerektiğinden, bu durumda, alacaklının sorumluluğunu genel hükümlere göre belirlemek ve kendisini sadece doğan zarar-dan sorumlu tutmak ve ayrıca % 15 zarar fazlasıyla sorumlu tutmamak gerekir. Kanımızca adres değişikliğini bildirme yükümüne uyulmasına özel bir müeyyide bildirilmiş olduğundan, bu yükümün gereklerine uymayan tarafın bu yüzden diğer tarafa verdiği tüm zararları % 15 fazlasıyla ödemek zorunda olduğunu kabul etmek kanunun ruhuna daha uygun düşer…

Bu konuyla ilgili olarak ayrıca belirtelim ki; İcra ve İflas Kanununun 21 ve 57. madde-lerinde “icraya ait tebliğlerde, Tebligat Kanununun hükümlerinin uygulanacağı”nın belirtil-mesine rağmen, uygulamada, özellikle Tebligat Kanununun 35. maddesinin uygulanış biçimi hakkında ciddi kuşkular belirmiştir.

7201 sayılı Tebligat Kanununun birinci maddesine göre; aa)Kazai merciler, bb)Umumi ve mülhak bütçeli daireler, cc)Belediyeler, dd)Köy hükmü şahsiyetleri, ee)Barolar, ff)Noterler tarafından yapılacak tebligatın -ilke olarak- PTT vasıtasıyla yapılması zorunludur.

Görüldüğü gibi, burada “icra daireleri”nden bahsedilmemiş sadece, “kazai merciler” denilmekle yetinilmiştir. Bu konuda Hükümetin Esbabı Mucibe Layihası (gerekçesi)nda da, layihanın birinci babının birinci faslı, kanunun kapsamını göstermektedir. Burada da “icra daireleri” hakkında aydınlatıcı bilgi yoktur.

Açıklığa kavuşmayan bu konu, uygulamada özellikle 35. maddenin uygulamasında ciddi uyuşmazlıklara neden olmaktadır. İİK. mad. 21 ve 57’de, Tebligat Kanununa yapılan yollama sonucunda, her ne kadar icra dairesince kendisine tebligat yapılan kişi, daha sonra değiştirdiği adresini, icra dairesine (icra dosyasına) bildirmezse, bundan sonraki tebliğler eski adresine yapılırsa da, aynı borçlu hakkında icra ceza hakimliğinde “mal beyanında bulunma-ma”, “ödeme şartını bozma” vs. gibi icra suçlarından dolayı dava açılsa ya da icra tetkik mer-ciine alacaklı tarafından “şikayet”, “itirazın kaldırılması” vs. gibi isteklerle başvuruda bulu-nulsa, icra dairesince tebligatın yapıldığı adrese tetkik merciince tebligat yapılmak istense, borçlunun o adresini değiştirmiş ve yeni adresini icra dairesine bildirmemiş olması nedeniyle, tebligat yapılamamış olsa, Tebligat Kanununun 35. maddesine ve Tebligat Tüzüğünün 55. maddesine göre işlem yapılabilecek midir?

Uygulamada, “hukuk davalarında” “şikayet, itirazın kaldırılması” gibi başvurularda ic-ra tetkik mercileri, “icra ceza davalarında” icra ceza mahkemeleri, dava dilekçesinin, borçlu-nun icra dosyasında var olan ve evvelce icra dairesince tebligatın yapıldığı adresine tebliğinin -borçlunun bu adresini değiştirmiş ve yenisini bildirmemiş olması nedeniyle- mümkün olma-ması hallerinde, Tebligat Kanununun 35. maddesini uygulamakta çekingen davranmaktadır-lar…

Kanımızca bu konuda adil ve hukuk tekniğine uygun çözüm tarzına iki şekilde ulaşıla-bilir. Bunun için ya Tebligat Kanununun 1. ve 35. maddesi ve Tebligat Tüzüğünün 1. ve 55. maddesinin, İİK.nun 21 ve 57. maddeleriyle birlikte “geniş” yorumlamalı ya da İcra ve İflas Kanununa açıklık getirmelidir. Uygulamada bugüne dek, “yorum” yoluyla tatminkar bir sonuca ulaşılamamıştır. Bu nedenle İcra ve İflas Kanununda değişiklik yapıp, ilgili 21. mad-deye, uygulamadaki duraksamaları giderecek açıklık getirilmesi yararlı olacaktır.

bb-Adres değişikliğinin bildirilmemiş olması halinde ; aaa-Eğer yani adres tebliğ memuru tarafından tesbit edilebilmişse; -Tüz. mad. 28/I’e göre- yeni adres, tebliğ memuru-nun dağıtım bölgesi içinde bulunuyorsa tebligat bu adrese yapılır. Fakat, yeni adres aynı PTT merkezinin diğer bir dağıtım bölgesinde veya başka bir PTT merkezinin alanı içindeyse, teb-liğ evrakı, yeni adrese tebliğ yapılması için, tebliğ memuru tarafından bağlı olduğu merkeze iade edilir (Teb. Tüz. mad. 55/III). bbb-Eğer yeni adres tebliğ memuru tarafından tesbit edilemezse; tebliğ evrakı çıkaran merciye iade edilir… Tebliğ olunacak evrakın bir nüshası, eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır (Teb. K. mad. 35/II, Teb. Tüz. mad. 55/III).

Ayrıca belirtelim ki; 4829 sayılı ve 19.3.2003 T. tarihli Kanun ile “adresini değiştiren kimsenin yeni adresini bildirmediği ve yeni adresi de tesbit edilemediği takdirde, tebliğ oluna-cak evrakın kazai merciin divanhanesine asılması usulünden vazgeçilerek, evrakın bir nüsha-sının eski adrese ait binanın kapısına asılması tebliğ için yeterli sayılmıştır. Ayrıca bundan sonra, eski adrese çıkarılan tebliğlerin muhataba yapılmış sayılacağı esası getirilmiştir. Böyle-ce uygulamada sıkıntılar yaratan, kazai merciin divanhanesine asma uygulamasından vazge-çilmiş ve tebliğin daha kolay yapılması amaçlanmıştır” ş e k l i n d e k i gerekçe ile, Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin ikinci ve üçünçü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Ad-resini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tesbit edile-mediği takdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır.Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba ya-pılmış sayılır”

Yüksek mahkeme “adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti” (Teb. K. mad. 35; Teb. Tüz. mad. 55) ile ilgili olarak verdiği çeşitli içtihatlarında;

-“Borçlunun daha önce; ticaret sicilinin, tapu idaresine, notere, icra dairesine, defter-darlığa, vergi dairesine, esnaf ve sanatkarlar siciline bildirdiği adresine -adres değişikliği ayrıca bir kuruma bildirmiş olmadıkça- Teb. K. 35/son’a göre tebligat yapılabileceğini”

-“Kredi sözleşmesindeki adresini değiştiren ve yeni adresini noter aracılığıyla banka-ya bildirmeyen borçlu hakkında Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebligat yapılama-yacağını”

-“Tebligat Kanununun 35/I maddesinin uygulanabilmesi için; borçluya daha önce ge-çerli bir tebligat yapılmış olması gerektiğini”

-“İpotek akit tablosu ile tapu sicilinde yazılı adrese, daha önce tebligat çıkarılmadan doğrudan doğruya Teb. K. 35’e göre tebligat yapılabileceğini”

-“İlamdaki adresini değiştiren -ve yani adresini bildirmemiş olan- borçluya, ilamdaki adresine Teb. K. 35’e göre tebligat yapılabileceğini”

-“Tebligat Kanununun 35. maddesine göre yapılan tebliğ işlemine, Teb. Tüz. mad. 55 uyarınca düzenlenecek tebliğ evrakının bir nüshasının, eski adrese ait kapıya asılması gereke-ceğini, bu işlem yapılmamışsa, tebligatın geçersiz olacağını”

-“Trafik sicil bürosundan bildirilen adresini değiştiren borçluya, Teb. K. 35’e göre tebligat yapılabileceğini”

-“Borçlunun yeni adresinin Teb. Tüz. 55’e göre tesbit edilmiş olması halinde, borçlu-nun tebligat yapılamayan eski adresine Teb. K. 35’e göre tebligat yapılamayacağını”

-“Borçluya Teb. K. 35’e göre tebligat yapıldıktan sonra, borçlunun babasının ‘borçlu-nun Rusya’daki adresini’ icra müdürlüğüne bildirmesi halinde, bundan sonraki tebligatların bildirilen bu yeni adrese çıkarılması gerekeceğini”

-“Noterlikçe düzenlenen sözleşmedeki adresinden, adres bırakmadan ayrılmış olan borçluya -daha önce tebligat yapılmadan da- Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebli-gat yapılabileceğini”

-“Genel kredi sözleşmesinde müşteri ve kefiller ‘yasal ikametgahlarını değiştirmeleri halinde yeni ikametgahlarını noter aracılığı ile bankaya bildirmedikleri takdirde ilk ikamet-gahlarına yapılacak tebliğlere itiraz olunmayacağını ve bu sözleşme uyarınca yapılacak ih-barların noter veya postaya tevdi olunduğu tarihte kendilerine yapılmış sayılacağını’ kabul etmişlerse, genel kredi sözleşmesinde belirtilen adrese çıkan ve ‘taşınmıştır şerhi’ ile bila teb-liğ iade edilen tebligatların notere tevdi tarihinde muhataplara tebliğ edilmiş sayılacağını – Noterlerin, Teb. K. 35’e göre tebligat yapamayacaklarını”

-“Borçlunun yeni adresinin belirtilmiş olması halinde, Tebligat Kanununun 35. mad-desine göre eski adresine tebligat yapılamayacağını”

-“Kambiyo senedinde yazılı olan adresini değiştiren (ve yeni adresini alacaklıya bil-dirmeyen) borçlunun senette yazılı olan adresine -Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca- tebligat yapılamayacağını”

-“İpotek akit tablosunun dayanağını teşkil eden vekaletnamedeki adrese yapılacak tebligatın geçerli olacağını”

-“Alacaklının, borçlunun noter senedinde yazılı adresini değiştirdiğini kendisine usu-lüne uygun biçimde -yani; noter vasıtasıyla- bildirmemiş olmasına rağmen, yeni adresini bili-yor olması halinde, tebligatın bu yeni adrese yapılması gerekeceğini, iyiniyet kuralının bunu gerektirdiğini”
b e l i r t m i ş t i r …

V-Tebligatın ne zaman yapılacağı (Tebligatın yapılacağı zaman): Tebligat, çalışma saatleri içinde (gündüz) yapılabileceği gibi, çalışma saatleri dışında da (gece vakti) yapılabilir (Teb. Tüz. mad. 52). Bilindiği gibi -icra hukuku bakımından- gece vakti; “güneş batmasından bir saat sonra başlar ve güneş doğmasından bir saat önceye kadar devam eder” (İİK. mad. 51/I, c:1).

Resmi tatil ve adli tatil’de de tebligat yapılabilir (Teb. K. mad. 33; Teb. Tüz. mad. 53).

VI-Tebligatın kimlere yapılacağı (Tebligat yapılacak kişiler):

a)Tebligat -kural olarak- “tebliğ yapılacak kimsenin kendisine” yapılır (Teb. K. mad. 10/I).

“Kendisine tebliğ yapılacak şahıs, adresinde bulunmazsa, tebliğ kendisiyle aynı konut-ta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır” (Teb. K. mad. 16). Bu hüküm, “tebli-gatın, hizmetçisi dışında aynı konutta oturan diğer kişilere de yapılması imkanı getirilerek, tebligatın daha kolay yapılması ve böylece yargılamanın hızlandırılması amaçlanmıştır” ge-rekçesiyle 19.3.2003 T. ve 4829 sayılı K. ile değiştirilerek bu şekli almıştır. Böylece, tebligat sırasında adresinde bulunmayan muhatap yerine “aile fertleri”nden olmasa bile, “muhatap ile aynı konutta oturan kişilere” de muhatap yerine (adına) tebligat yapılabilecektir…

Yüksek mahkeme “aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçiye tebligat” (Teb. K. mad. 16; Teb. Tüz. mad. 22) ile ilgili olarak verdiği çeşitli içtihatlarında;

-“Muhatap adına bekçiye -Tebligat Kanununun 16. maddesine göre- yapılan tebliga-tın geçerli olmayacağını”

-“Muhatap adına kendisine tebligat yapılan kişinin gerçekte ‘muhatap ile birlikte oturmadığı’ hususunun tetkik merciinde her türlü delille isbat edilebileceğini”

-“‘Birlikte’ kaydiyle yapılan tebligatı alan kişiyle gerçekte ‘birlikte oturulmadığı’ hu-susunun tetkik merciinde kanıtlanması halinde tebligatın usulsüz hale geleceğini”

-“Kendisine tebligat yapılacak kişinin, adresinde bulunmaması halinde tebligatın ken-disi ile birlikte oturan ailesi fertlerinden veya hizmetçilerinden birine yapılacağını, bu durum-da, ‘muhatabın adreste bulunmama sebebinin araştırılmasına ve tevziat saatinden sonra ad-rese döneceğinin saptanıp, tebliğ tutanağında belirtilmesinin’ gerekmediğini”

-“Muhatap yerine tebligatı alan kişinin ‘muhatap ile aynı çatı altında oturduğunun’ tebliğ mazbatasında belirtilmemiş olmasının, tebligatı usulsüz hale getireceğini”

-“‘Muhatap ile birlikte oturmayan’ kişiye, Tebligat Kanununun 16. maddesine göre tebligat yapılamayacağını”

-“Meskende, işyerinde tebligat yapılabilecek ‘daimi işçiye’ yapılan tebligatın Tebligat Kanununun 16. maddesine aykırı olacağını”

-“‘Aynı çatı altında kaldığı’ belirtilmeden muhatabın ağabeyine yapılan tebligatın u-sulsüz sayılacağını”

-“Tebligat muhatabı borçlunun, tebliğ tarihinden önce intihar ettiğinin ancak cesedi-nin bulunmadığının -tebligatı alan eşi tarafından- ileri sürülmesi halinde, şikayetçi eşe gaip-lik kararı almak için süre verilmesi gerekeceğini”

-“Kime yapıldığı belirtilmeden sadece ‘birlikte oturan’ kaydı ile yapılan tebligatın ge-çerli olmadığını”

-“Tebliğ tutanağında, tebliğ yapılan kişinin muhatabın ‘aile fertleri’nden veya ‘hiz-metçi’lerinden birisi olduğunun açıklanmamış olması halinde, tebligatın usulsüz sayılacağı-nı”
b e l i r t m i ş t i r …

b)“Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulun-madıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlere memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.” Bu hükümde -yukarıda belirttiğimiz- Tebligat Kanununun 16. maddesinde 4829 s. K. ile yapılan değişikliğe paralel olarak, daha önceki metinde yer alan “birlikte oturan ailesi efradından” ibaresi “aynı konutta oturan kişilere” şeklinde değiştirilerek bugünkü şeklini almıştır.

Yüksek mahkeme “belli bir yerde veya evde meslek ve sanat icra edenlere tebligat” (Teb. K. mad. 17; Teb. Tüz. mad. 23) ile ilgili olarak verdiği çeşitli içtihatlarında;

-“Borçlunun işyerinde ‘Daimi işçisi…’ imzasına yapılan tebligatın Teb. K. 17. madde-sine uygun olacağını”

-“Teb. Kanununun 17. maddesi uyarınca tebligat yapılabilmesi için ‘işyerinin borçlu-ya ait olması’ ve ‘tebligat yapılan kişinin de daimi memur veya müstahdem konumunda bu-lunması’ gerektiğini”

-“İşyerinde ‘birlikte çalışan’ kaydıyla yapılan tebligatın usulsüz olduğunu”

-“İşyerinde; borçlunun -daimi memur ve müstahdemleri- dışındaki -‘iş ortağına’ ‘ar-kadaşına’- kişilere yapılan tebligatın usulsüz sayılacağını”

-“İşyerinde, ‘muhatabın babasına’ yapılan tebligatın usulsüz sayılacağını”

-“İşyerinde ‘birlikte mesai arkadaşına’ yapılan tebligatın usulsüz olacağını”

-“Borçlunun işyerinde ‘birlikte oğluna’ kaydıyla yapılan tebligatın geçerli olmayaca-ğını”

-“İşyerinde, yeğene yapılan tebligatın geçersiz olacağını”

-“İşyerinde, kardeşe yapılan tebligatın geçerli olmadığını”
b e l i r t m i ş t i r …

c)Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde, tebligatın vekile yapılması gerekir. Vekil bir-den çok ise, bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile ya-pılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi, asıl tebliğ tarihi sayılır. Asile yapılan tebligat geçerli olmaz… (Teb. K. mad. 11)

Uygulamada çok önem taşıyan ve sık sık yanılgıya düşülen bu kanunun gerek dokt-rinde ve gerekse içtihatlarda zaman zaman uyuşmazlık konusu olarak belirdiğini görüyoruz.

Konuyu hukukumuzda düzenleyen hükümler, “davaya vekaletin kapsamı”nın, ‘… vekalet; katiyet kesbedinceye kadar davanın takibi için icap eden bilimum muameleleri ifaya ve hükmün icrasına ve masarifi muhakemenin tahsiliyle bundan dolayı makbuz itasına ve kendisi aleyhine de işbu muamelatı kafesinin ifa edilmesine mezuniyeti mutazammımdır’ şeklinde belirleyen HUMK. mad. 62/I hükmü ile “vekile tebligatı” düzenleyen “vekil vasıta-sıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun kararların sanıklara tebliğ edilmelerine dair hükümleri sak-lı kalmak üzere, tebliğ, vekile yapılır. Vekil birden çoksa, tebliğin bunlardan birine yapılması yeterlidir. Birden çok vekile tebliğ yapılmışsa ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır” (Teb. K. mad. 11/I) ş e k l i n d e k i hükümlerdir.

Bu hükümler, doktrin ve Yargıtay tarafından, tamamen birbirine ters düşecek biçim-de yorumlanmış ve ortaya çelişik görüşler çıkmıştır.

“Tebligatın vekile yapılması” kuralı, icra takiplerinde;

aa)Takibin başlangıcında ödeme ya da icra emrinin tebliğinde,

bb)Borçluya ödeme ya da icra emrinin tebliğinden sonra (borçluyu temsilen borca ya da takibe itiraz için ya da mal beyanında bulunmak, taksitle ödeme teklifinde bulunmak ve bunun gibi amaçlarla takip dosyasına vekaletname koymuş olan vekile, sonraki işlemlerin teb-liğinde) olmak üzere iki aşamada söz konusu olur.

Doktrin ve uygulamada varlığına değindiğimiz görüş ayrılıkları “takibin başlangıcı” aşamasındadır.

Konuya açıklık getirmek için yaptığımız bu ayrıma bağlı kalarak, şimdi iki aşamada vekile yapılacak tebligatı inceleyelim.

aa)Takibin başlangıcı aşamasında, takibin ilamlı ya da ilamsız olmasına göre, borçlu vekilinin İCRA EMRİ ya da ÖDEME EMRİ’nin tebliğ edilip edilemeyeceği ya da bunların vekile tebliğinin zorunlu olup olmadığı sorunu karşımıza çıkar;

aaa)İcra emrinin vekile tebliği konusu: İlamlı takiplerde, İCRA EMRİnin, ilamda adı yazılı olan vekile mi yoksa asile mi tebliği gerekir? Yoksa hem asile ve hem de vekile mi tebligat yapılması gerekir?

Bu konuda üç görüş ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre; tebligatın vekile değil asile (borçluya) yapılması gerekir … Yargıtay içtihatlarında dile getirilen diğer bir görüşe göre ; icra emrinin asile değil, vekile tebliğ edilmesi gerekir. Üçüncü bir görüşe göre ise; icra emri borçluya veya vekiline tebliğ edilebilir…

Yargıtay’ımızın bu konudaki içtihatları şöyle bir seyir izlemiştir:

a-Çok önceleri ; “vekilin icra takibinde de borçlu müvekkilini temsil etmesinin kesin ve zorunlu bulunmadığını müvekkilin bu takibi bizzat kendisinin takip edebileceği ya da başka birisi vekil tayin edebileceği” gerekçesiyle, icra emrinin vekile değil, doğrudan doğruya ilgili-ye (borçluya) tebliğ edilmesi gerektiğini belirtmişti…

b-Daha sonraları ise “vekaletten istifa ettiğini iddia ve isbat etmemiş olan vekile yapılan tebliğin de -borçluya yapılan tebliğ gibi- geçerli olacağını” belirtmiştir.

c-Yüksek mahkeme bilimsel içtihatlara da uygun düşen bu içtihadını son zamanlarda terk ederek; “icra emrinin mutlaka ilamda adı yazılı olan vekile tebliği gerektiğini, asile yapı-lan tebliğin geçersiz olduğunu” belirtmeye başlamıştır. Yargıtay’ın, hatalı olan bu görüşünü yansıtan kararlarında genellikle; HUMK. 62-68, Teb. K. 11 ve Avukatlık Kanununun 41. maddelerine yollama yapılmaktadır.

12. Hukuk Dairesinin bu son görüşünü yansıtan -eski tarihli- kimi kararlarının “karşı oyu” içerdiğini ve bu nedenle oyçokluğuyla alındığını görüyoruz. Bu karşı oy yazılarında “… İİK. mad. 24 ve sonraki maddelere göre açılmış icra takiplerinde icra emrinin ana ilke olarak borçluya tebliği gerektiği, İİK. mad. 76 ve 337’ye göre borçlunun mal beyanında bulunmama-sından dolayı cezalandırılabilmesi için borçlunun şahsına tebligatın zorunlu olduğu HUMK. mad. 68 ve Av. Kanunu mad. 41’in ve Teb. K. mad. 11’in olayla bir ilgisi bulunmadığı, icra takibinde vekile yapılan tebligatın geçerli olabilmesi için onun vekil sıfatıyla takibe katıldığı-nın anlaşılması gerektiği” belirtilerek, “icra emrinin borçlu asile tebliğ edilmesi ve vekile yapılacak tebligatın hükümsüz olacağı” savunulmuştur.

Kanımızca; gerek “icra emrinin vekile tebliğini isteyen ve asile yapılacak tebligatı geçersiz sayan” 12. Hukuk Dairesinin -bugün için süreklik gösteren- görüşü ve gerekse bu kararların karşı oy yazılarında belirtilen “icra emrinin asıl borçluya tebliği gerektiği ve ilam-da adı yazılı vekiline yapılacak tebligatın geçersizliği”ne ilişkin görüş hatalıdır. Gerçekten; olaya ışık tutan hükümlerden HUMK. mad. 62/I gereğince, bir davada müvekkilini temsil et-miş olan vekilin yetkisi, o dava sonunda verilmiş olan hükmün icrasını da kapsadığından ve davayı kaybeden tarafın vekilinin yetkisi, o taraf aleyhine yapılacak takipte de -HUMK. mad. 62/I’in “.. ve kendisi aleyhine de işbu muamelatın kaffesinin ifa edilmesine mezuniyeti mutazammımdır” şeklindeki son cümlesi uyarınca- sürdüğünden, icra emrinin, ilamda adı ya-zılı vekile de gönderilmesi gerekir. İİK. mad. 76, 337 gereğince borçlunun cezalandırılabilme-si için icra emrinin borçlunun şahsına tebliği gerekirse de, bundan vazgeçen ve HUMK. mad. 62’nin kendisine verdiği haktan yararlanmak isteyen kimse, borçlunun ilamda yazılı olan vekiline de icra emri gönderebilir. HUMK. mad. 62, alacaklı tarafa, borçlu vekiline icra emri tebliğ ettirebilme hakkını verirse de, bu hüküm, icra emrinin borçlunun kendisine gönderilme-sine engel olmaz. Çünkü, İİK. mad. 24 ve sonraki maddeler gereğince, icra emrinin borçluya tebliği gerektiği gibi, İİK. mad. 76, 337’nin uygulanabilmesi için, icra emrinin borçluya tebliği gerekir. Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan şu sonuca varıyoruz ki, gerek HUMK. mad. 62 gerek İİK. mad. 24 vd. 76 ve 337 gereğince alacaklı dilerse “borçlunun ilamda adı yazılı olan vekiline, dilerse doğrudan doğruya borçlunun şahsına” İCRA EMRİ tebliğ ettirebilir.

bbb)Ödeme emrinin vekile tebliği: İlamsız takiplerde ödeme emri, borçlunun genel vekiline -ancak vekil tebligatı kabul ederse- tebliğ edilebilir. Çünkü genel vekilin her dava ve takipte müvekkilini temsil etme zorunluluğu yoktur.

bb)Takip dosyasında vekaleti bulunan vekilin, o takiple ilgili tüm teligatların yapılması gerektiği Teb. Kanunu mad. 11/I’de açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle, yürütülen takiple ilgili tüm tebligatların, borçlu adına -beyanda bulunurken, imzaya, borca, takibe itiraz dilekçesi verirken vekaletnamesini dosyaya koymuş bulunan- vekiline yapılması, örneğin; 103 davetiyesinin, satış ilanının duruşma davetiyesinin borçlu yerine vekiline gönderilmesi gerekir.

Görüldüğü gibi Tebligat Kanunu mad. 11/I ancak, yürütülen takipte, vekilin “vekil sıfatıyla” takibe katıldığı durumlar için öngörülmüştür.
Birden fazla vekilin bulunması halinde, vekillerin hepsine ayrı ayrı tebligat gerekmez. Bulardan birisine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer hepsine tebligat yapılmışsa, yapılan tebli-gatlardan ilki, sürenin başlangıcına esas alınır.

Vekil, vekaletten istifa etmiş ya da müvekkili tarafından azledilmişse bu husus dava tutanağına kayıt ya da tebliğ ettirilmek suretiyle karşı tarafa bildirilmedikçe, istifa veya azil o taraf hakkında geçerli olmaz (HUMK. mad. 68). Bu nedenle, vekilin tebligatı, “vekaletten istifa ettiği ya da azledildiği” gerekçesiyle almaması ya da aldıktan hemen sonra iade etmesi geçerli olmaz. Vekil ancak kendisine yapılmak istenen tebligattan önce, azil ya da istifa durumunu karşı tarafa bildirmişse tebligatı almaktan kaçınabilir. Aksi takdirde, müvekkili hakkında tebligatı almak zorundadır.

Ayrıca şu hususu da belirtelim ki, vekile yapılan tebligatın geçerli olması için, onun vekil sıfatıyla icra takibine katılmış olması gerekir. Örneğin; vekilin alacaklı adına takip tale-bini imzalamış veya borçlu adına ödeme emrine itiraz etmiş olması hallerinde, tebligat -ala-caklı ya da borçluya değil- vekiline yapılır.

Yüksek mahkeme, “vekile ve kanuni mümessile tebligat” (Teb. K. mad. 11, Teb. Tüz. mad. 15, 16) ile ilgili olarak verdiği çeşitli içtihatlarda;

-“Takip konusu nafaka ilamında vekil olduğu belli olan ancak ilama dayalı takipte (icra dosyasında) vekaletnamesi bulunmayan vekil yerine asile icra emri gönderilmesinin Teb. K. 11, Av. K. 171, HUMK. 62 hükümlerine aykırı olacağını”

-“‘İcra emri’nin vekili bulunan ‘borçlu’ya değil, vekiline gönderilmesi gerekeceği-ni”

-“Her türlü adli evrakın -icra emri, ödeme emri, 103 teskeresi, satış ilanı, merci kararı, duruşma tebligatı, şikayet dilekçesi vb. gibi- takip dosyasında kendisini bir vekille temsil ettiren tarafa değil, vekiline tebliği gerekeceğini”

-“İcra emrinin ‘vekil’ yerine ‘asil’e tebliğ edilmiş olmasına rağmen, vekil tarafından süresinde tetkik merciine borca itiraz sebeplerinin bildirilmiş olması halinde, ‘icra emrinin vekile tebliğ edilmemiş olması’ nedeniyle, ‘icra emrinin iptaline’ karar verilemeyeceğini”

-“Şikayetçi (borçlu) vekilinin, tetkik merciine başvurusunda -esasla ilgili itirazları ileri sürmeden- sadece ‘asile çıkarılan icra (ödeme) emrinin iptalini’ istemiş olması halinde, tetkik merciince istem doğrultusunda karar verilmesi gerekeceğini”

-“İhalenin feshinden sonra, icra dosyasından tüm tebligatların borçlu yerine vekiline yapılması gerekeceğini, tebligatların buna rağmen borçlu – asile yapılmasının, yapılan yeni ihalenin de feshini gerektireceğini

-“Takip talebinde ‘borçlu’ olarak Dışişleri Bakanlığının gösterilmiş olması halinde, tebligatın bu Bakanlığa -evrak memuruna- yapılması gerekeceğini”

-“İcra emrinin ilamda adı yazılı olan vekil yerine asile tebliğ edilmesi halinde -usulsüz tebligat- sözkonusu olmadığından, Teb. K. mad. 32 hükmünün uygulanmayacağı, borçlunun (vekilinin) ‘icra emrinin iptalini’ istemekle yetinebileceğini – Şikayetle ile birlikte borcun esasına yönelik itirazların da bildirilmesi zorunluluğu bulunmadığını”

-“İlamda ‘davalının/davacının vekille temsil edildiği’nin açıkça yazılı olması halinde, ayrıca takip dosyasına vekaletname sunulmasına gerek bulunmadığını”

-“Ödeme emrinin borçlunun kendisine veya -dosyada vekaleti bulunan- avukatına gönderilmesi gerekeceğini, avukat olmayan kişiye borçlu adına ödeme emri gönderilemeyece-ğini”

-“Tetkik merciince ‘ödeme emrinin iptaline’ karar verilmesinden sonra çıkarılacak yeni ödeme emrinin, vekili bulunan borçlunun kendisine değil, vekiline gönderilmesi gereke-ceğini”

-“‘İflas yolu ile’ yapılan takibin, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile’ takibe çevrilmesi halinde, ödeme emrinin, takipte vekille temsil edilen borçlunun vekiline gönderil-mesi gerekeceğini”

-“Hacir altına alınmış olan borçlu hakkında da takip yapılabileceğini, ancak bu du-rumda tebliğlerin vasisine yapılması gerekeceğini”
b e l i r t m i ş t i r …

d)Ödeme ve icra emirleri, temsil ettikleri kurumun işlemlerine ilişkin olması koşulu ile “ticari temsilciler”e (BK. mad. 449) ve “tüccar memurlar”a (BK. mad.454) da geçerli bir şekilde tebliğ edilebilir.

e)İflas halinde tebligat, iflas masası memuruna (iflas idare memuruna), resmi tasfiyede ise tasfiye memuruna yapılır.

f)Taksim edilmemiş tereke hakkında tebligat, terekeye temsilci atanmış ise ona, atanmamışsa, mirasçılara yapılır.

g)“Askeri şahıslar”a tebligatın nasıl yapılacağı Teb. K. mad. 14’de “Astsubaylar hariç olmak üzere erata yapılacak tebliğler, kıta kumandanı ve müessese amiri gibi en yakın üste yapılır. Yukarıki fıkrada yazılı olanların haricindeki yazılı şahıslara birlik veya müesse-sede tebligat yapılması icabeden ahvalde, tebliğin yapılmasını nöbetçi amiri veya subayı te-min eder. Bunlar tarafından muhatabın derhal bulundurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa tebliğ kendilerine yapılır” ş e k l i n d e belirtilmiştir (Bu konuda ayrıca bknz: Teb. Tüz. mad. 19 ve 20) .

Sefer halinde ise tebligatın “Sefer halinde olan birlik veya müesseseye mensup askeri şahıslara tebligat, bağlı bulundukları Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Kumandanlıkları vası-tasıyla yapılır” ş e k l i n d e yapılacağı Teb. K. mad. 15’de (ve Teb. Tüz. mad. 21’de) dü-zenlenmiştir…

h)“Otel, hastane, fabrika ve mektep gibi yerlerde” tebligatın “Tebliğ yapılacak şahıs otel, hastane, tedavi, istirahat evi, fabrika, mektep, talebe yurdu gibi içine serbestçe girileme-yen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapıl-masını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder. Bunlar tarafın-dan muhatabın derhal buldurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa, tebliğ kendilerine yapılır” ş e k l i n d e yapılacağı, Teb. K. mad. 18’de düzenlenmiştir (Bu konuda ayrıca bknz: Teb. Tüz. mad. 24).

Yüksek mahkeme, “otel, hastane, fabrika ve mektep gibi yerlerde tebligat” (Teb. K. mad. 18; Teb. Tüz. mad. 24) ile ilgili olarak verdiği çeşitli içtihatlarda;

-“Otel adresinde, muhatap adına -tebligat sırasında muhatabın otelde bulunup bulun-madığı, kendisine tebligat yapılan kişinin o yeri idare eden veya orasının amiri olup olmadığı belirtilmeden- resepsiyon görevlisine yapılan tebligatın Tebligat Kanununun 18. maddesine aykırı olacağını”

-“İncirlik Hava Üssü Benzin İkmal Kısmı’nda sivil işçi olarak çalışan muhataba tebli-gatın yapılmasını, bu yeri idare eden veya muhatabın çalıştığı kısmın amirinin sağlayacağı-nı”

-“Fabrikada tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amirinin sağlayacağı, doğrudan doğruya ‘fabrika sekreteri’ne tebligat yapılamayacağını”

-“Hastahanede tebligatın yapılmasını, o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amirinin sağlayacağını, doğrudan doğruya ‘birlikte nöbetçi hemşire’ imzasına tebligat yapılamayacağını”

-“Otel niteliğindeki işyerinde bulunan borçluya tebligatın yapılmasını orasını idare eden veya orasının amirinin sağlayacağını, bu nedenle ‘…birlikte sakin…’ imzasına yapılan tebligatın geçerli olmayacağını”

-“Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyesi olan borçlu adına çıkarılan tebligatın ‘evrak memuru.. imzasına’ şeklinde yapılmasının, Tebligat Kanununun 18. madde-sine aykırı olacağını”

-“Öğretmen olan muhatab adına çıkarılan tebligatın yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amirinin sağlayacağını, ‘birlikte sakin öğretmen … imzası-na’ şeklinde yapılan tebligatın geçerli olmayacağını”

-“Tebligat Kanununun 18. maddesine göre tebligatın yapılabilmesi için, muhatabın tebliğ tarihinde o adreste çalışıyor olması gerektiğini, ‘geçici işçi’ konumundaki muhataba bu maddeye göre tebligat yapılamayacağını”

-“Hastane, mektep, talebe yurdu gibi yerlerde, ‘evrak memuru’na yapılan tebligatın usulsüz sayılacağını”
b e l i r t m i ş t i r …

ı)“Tutuklu ve mahkumlar”a tebligatın, bunların bulunduğu müessese müdürü veya memuru vasıtasıyla yapılacağı -Teb. K. mad. 19 ve Teb. Tüz. mad. 25’de- öngörülmüştür.

j)“Muhatabın geçici olarak başka yere gitmesi” halinde tebligatın nasıl yapılacağı Teb. K. mad. 20’de “13, 14, 16, 17 ve 18’inci maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunmanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakını kabulden çekinme halinde tebligat, 21. maddeye göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18’inci maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır” ş e k l i n d e belirtilmiştir (Bu konuda ayrıca bknz: Teb. Tüz. mad. 26).

Hemen belirtelim ki, bu hüküm 19.3.2003 Tarih ve 4829 sayılı Kanun ile yapılan deği-şiklik sonucunda bu şekli almıştır. Maddede yapılan değişiklik g e r e k ç e ‘de “maddeyle ‘hüviyeti’ kelimesi ‘adı ve soyadı’ şeklinde değiştirilerek … kendisine tebliğ yapılacak kimsenin, muvakkatten başka bir yere gitmesi durumunda tebliğin, ihbarnamenin kapıya ya-pıştırıldığı tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılacağı ilkesi getirilerek, bu durum-dan kaynaklanan hak kayıplarının önlenmesi amaçlanmıştır” ş e k l i n d e ifade edilmiştir.

k)Borçlu, kendisine yasal temsilci atanması gereken kimselerden (MK. mad. 404, 407, 426) ise, tebligat kendisine yapılmayıp, yasal temsilcisine yapılacağından (Teb. K. 11/II, Teb. Tüz. mad. 16) eğer henüz yasal temsilci atanmamışsa, icra memuru kısa zamanda temsilci atanmasını ait olduğu makamdan -sulh hukuk mahkemesinden- (MK. mad. 411, 419) ister (İİK. mad. 57/I).

“Tebligatın yasal temsilciye yapılması” kuralına uyulmaması, tebligatın şikayet yoluy-la iptaline yol açar. Doktrinde buradaki şikayetin süresiz olduğu ileri sürülmektedir.

Şikayetin “yasal temsilci” tarafından yapılması gerekir.

MK. mad. 453’e göre de, vesayet altındaki kimseler ancak vesayet makamı olan sulh mahkemesinin izniyle “bir meslek ya da sanatla” meşgul olabilirler. Bu maddeye göre, gerekli izni almış olanların “meslek ve sanatlarına ilişkin faaliyetlerinden doğan borçlar için yapılan takiplerde” tebligatın kendilerine yapılması gerekir (İİK. mad. 57/II).

Takip konusu borcun MK. mad. 453 gereğince, gerekli izni almış olan kişinin “meslek ya da sanatıyla ilgili olup olmadığı” konusunda uyuşmazlık çıkarsa, daha doğrusu, borçlu, takip konusu borcun “gerekli izni aldığı meslek ya da sanatıyla ilgili olmadığını” ileri sürerse, bunun şikayet yoluyla değil, itiraz yoluyla bildirilmesi gerekir. Takip ilama dayanıyorsa, borcun sebebi ilamda belirtilmiş olacağından, kanımızca, borçlu bunun aksini, takip aşamasın-da ileri süremez. İlamsız takiplerde ise, durum farklı olur: aa-Borçlu, “kambiyo senedi”ne dayanarak takip ediliyorsa, borçlunun, takip konusu borcun yapmaya izinli kılındığı meslek ya da sanat ile ilgili olmayan bir ilişkiden doğduğunu -ve dolayısıyla yapılan takibe taraf olamayacağını- İİK. mad. 168/5, 169 uyarınca tetkik merciine başvurarak ileri sürmesi gere-kir. bb-Borçlu hakkında, kambiyo senedine dayanılmaksızın takip yapılmış ve kendisine ör-nek 49 ödeme emri gönderilmişse, borçlu “borçlu olmadığını -daha doğrusu kendisinin bu ta-kibe taraf olmayacağını, takibin temsilcisine yöneltilmesi gerektiğini- icra dairesine, itiraz süresi içinde bildirmelidir. Böylece duran takibin devamı için, alacaklının “takip konusu borcun, borçlunun yapmaya izinli kılındığı meslek ya da sanat ile ilgili faaliyetinden doğdu-ğunu” ‘itirazın kaldırılması’ talebiyle birlikte tetkik merciinde ileri sürmesi gerekecektir.

l)Muhatap yerine kendisine tebligat yapılacak kişinin yaş ve ehliyeti konusunda, Teb. K. mad. 22’de “muhatap yerine kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görünüşüne nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması” lazımdır. Teb. Tüz. mad. 32’de de “…akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya diğer bir hastalık, sağırlık, körlük ve dil-sizlik gibi sebeplerden biri ile kendisiyle anlaşma imkanı olmayan kimse ehliyetsiz sayılır… Muhatap namına kendisine tebligat yapılacak olan, görünüşüne göre 18 yaşından aşağı ve bariz bir surette ehliyetsiz olup ve o adreste muhatap yerine tebligat yapılacak başka bir kimse bulunmazsa, 28 ve 30’uncu maddeler hükümlerine göre muamele yapılır” denilmiştir.

“Yaş” konusunda Teb. K. mad. 22’de yer alan “15 yaşından aşağı olmama” koşulu 19.3.2003 Tarih ve 4829 sayılı Kanun ile “18 yaşından aşağı olmama” şeklinde değiştiril-miştir.

m)“Tüzel kişilere ve ticarethanelere” tebligat konusu Teb. K. mad. 12 (ve Teb. Tüz. mad. 17’de) “hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır.

Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir” ve Teb. K. mad. 13 (ve Teb. Tüz. mad. 18’de); “Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde işyerinde bu-lunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, ora-da hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır” ş e k l i n d e düzenlenmiş-tir.

Tüzel kişiler; özel hukuk tüzel kişileri ve kamu hukuku tüzel kişileri olarak ikiye ayrıl-dığından “tüzel kişilere tebligatın nasıl yapılacağı” konusunu da iki başlık altında ayrı ayrı incelemek gerekir.

a)Özel hukuk tüzel kişilerine tebligat konusu, Teb. K. mad. 12 ve 13 ile Teb. Tüz. mad. 17/I, III, 18’de düzenlenmiştir.

Özel hukuk tüzel kişileri; özel hukuk hükümlerine göre kurulmuş olan ve kamu huku-kundan doğan üstün hak ve yetkilerle donatılmamış olan tüzel kişilerdir. Bunlar; dernekler, vakıflar, ticaret şirketleri, sendikalar, kooperatiflerdir.

Özel hukuk tüzel kişileri kendilerini organları aracılığıyla temsil ederler. Tebligatın da, özel hukuk tüzel kişisinin yetkili temsilcisine yapılması gerekir. Özel hukuk tüzel kişilerin-de, kimlerin “yetkili temsilci” olduğu, o tüzel kişiliğin ana tüzüğünden, imza sirkülerinden an-laşılır …

U y g u l a m a d a k i önemi nedeniyle ayrıca şu hususu da belirtelim ki; adi ortaklı-ğın (BK. 521 vd.) tüzel kişiliği bulunmadığından, ortaklığı ilgilendiren konularda, ortakların hepsinin alenen belirtilerek tebligatın yapılması gerekir.

Tüzel kişiliğe sahip olmaları nedeniyle, ticaret şirketlerinde de tebligatın, şirketin yetkili temsilcilerine yapılması gerekir. “Yetkili temsilciler” sözcükleriyle, önce, şirketleri yasal olarak temsile yetkili organlar ve bu organlar adına hareket edenler, sonra da bazı ticaret şirketlerinde Anonim Şirketlerde (mad.319) ve Limited Şirketlerde (mad.540-541) kendilerine temsil görev ve yetkisi verilmiş ve böylece şirketi yasa gereği temsile yetkili organın yerine geçmiş olan kimseler (delegeler) kastedilmiştir.

Yüksek mahkeme “özel hukuk tüzel kişilerine tebligat” (Teb. K. mad. 12, 13; Teb. Tüz. mad. 17, 18) ile ilgili olarak verdiği çeşitli içtihatlarda;

-“‘Tebligat sırasında temsilcisi bulunmadığı veya evrakı alamayacak durumda oldu-ğu’ tebliğ tutanağında belirtilmeden, doğrudan doğruya tüzel kişinin ‘daimi işçisine’, ‘sekre-terine’, ‘muhasebecisine’, ‘müdürüne’, ‘memur ve müstahdemine, evrak memuruna’ yapılan tebligatın geçerli sayılmayacağını”;

–“Tüzel kişilerde tebligatın tüzel kişinin adresinde veya icra dairesinde ‘yetkili temsil-ci’lere yapılabileceğini”

–“Tüzel kişinin işçisine yapılan tebligatın geçerlilik koşulları”

–“Tüzel kişinin memuruna, müstahdemine, evrak memuruna yapılan tebligatın geçer-lilik koşulları”

–“Tüzel kişinin muhasebecisine yapılan tebligatın geçerlilik koşulları”

–“Tüzel kişinin sekreterine yapılan tebligatın geçerlilik koşulları”

–“Tüzel kişinin (şirketin) müdürüne yapılan tebligatın geçerlilik koşulları”

-“Tüzel kişinin birden fazla temsilcisi varsa, sadece birine yapılan tebligatın geçerli olacağını”

-“Tasfiye halindeki kooperatife ait tebligatların tasfiye memurlarına yapılabileceği-ni”

-“Tebliğ sırasında, tüzel kişinin yetkili temsilcisinin geçici olarak bulunmaması nede-niyle imzası alınmadan sekreterine yapılan tebligatın geçerli olmadığını”

-“Yetkili temsilcinin tebliğ sırasında bulunmadığı tesbit edilmeden, Tebligat Kanunu-nun 12 ve 13. maddeleri yerine 21. maddesine göre tebligat yapılamayacağını”

-“Anonim şirketin temsilcisi olmayan borçlu adına çıkarılan tebligatın, anonim şirket adresinde bu işçiye yapılamayacağını”

-“Şirket adına çıkarılan ödeme emri tebligatının Ticaret Sicili Gazetesi’ne göre tek başına şirketi temsile yetkili olan kişiye yapılmasında bir usulsüzlük bulunmadığını”

-“Anonim şirket olan borçluya çıkarılan tebligatın ‘aynı adreste birlikte oturan…. imzasına’ şeklinde yapılamayacağını”

-“Tek başına kooperatifi temsil yetkisine sahip olmayan kişinin icra dairesine gelerek, kooperatif adresinin yazılı olduğu tebligatı alamayacağını”

-“Şirket adına çıkarılan ödeme emrinin, şirketin iş takibi için verdiği vekaletnamede adı geçen vekile icra dairesinde yapılan tebligatın geçerli olmadığını”

-“Tüzel kişi adına çıkarılan tebligatın ‘şirkette (adreste) çalışan babası….’a’ şeklinde yapılması halinde geçerli sayılmayacağını”

-“Şirket adına çıkarılan tebligatın ‘sahibine’ kaydıyla yapılamayacağını”

-“Tasfiyeye giren bir kolektif şirkette, tasfiye memurunun henüz tayin edilmediği dö-nemde, şirket adına ortaklardan herhangi birine tebligat yapılabileceğini”

-“Kooperatif adına ‘şantiye sorumlusu’na yapılan tebligatın usulsüz olduğunu”

-“Şirkete çıkarılan duruşma davetiyesinin, ‘işyeri sahibi’ sıfatıyla tebliğ edilemeyece-ğini”

-“Tüzel kişi adına kimlere tebligat yapılabileceğini o tüzel kişinin ana sözleşmesine göre belirleneceğini”
b e l i r t m i ş t i r …

b)Kamu hukuku tüzel kişilerine tebligat konusu Teb. Tüz. mad. 17/II’de “Vekaletle-rin ve bunların teşkilatının, mülhak ve hususi bütçeli idarelerle belediyelerin, köylerin ve hususi kanunlarına müsteniden kurulmuş olan teşekküllerle, şirketlerin ve cemiyetlerin selahi-yetli oldukları mümessilleri tabi oldukları kanunlara ve statülere göre tayin edilir” ş e k l i n d e düzenlenmiştir.

Kamu hukuku tüzel kişileri, kamu hukukundan doğan üstün hak ve yetkilere sahip o-lan tüzel kişilerdir. Bu kişiler kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanarak kuru-lurlar (Anayasa, mad. 123/III). Bu tüzel kişiler kamu idareleri (iller, belediyeler, köyler vb.) ve kamu kurumları (üniversiteler, TRT., DSİ., Karayolları Genel Müdürlüğü, OYAK, Bağkur vb.) olarak ikiye ayrılırlar. Bir kamu tezel kişisi olan devlette, bakanlıkların ayrı bir tüzel kişiliği yoktur. Ancak, bakanlıklar, devletin organı sıfatıyla dava ve takip ehliyetine sahiptir-ler. Bakanlık içinde kurulmuş olan kimi genel müdürlüklerin (örneğin; Karayollerı Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü gibi) tüzel kişiliği vardır. Bunlara karşı (ya da bunlar tarafından) dava ve takip açılması mümkün olduğu gibi, bunlara da tebligat yapılabilir. Buna karşın tüzel kişiliği bulunmayan genel müdürlükler de vardır. Bunlara karşı yapılacak işlemlerde muhatap, bu genel müdürlüklerin bağlı oldukları bakanlıklardır…

Yüksek mahkeme, “kamu hukuku tüzel kişilerine tebligat” (Teb. Tüz. mad. 17/II) ko-nusu ile ilgili olarak;

-“Bakanlığa karşı açılan davalarda ve yapılan icra takiplerinde, Bakanlığın kendisine tebligat yapılması gerekeceği -‘Bakanlık evrak memuru’nun, Bakanlık Teşkilat Kanununa göre tebligatı almaya yetkili olup olmadığının araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekeceğini”

-“İstanbul, Bayındır ve İskan Müdürlüğünün tüzel kişiliği bulunmadığından, tebligatın bu müdürlüğün bağlı olduğu Bayındırlık ve İskan Bakanlığı adına çıkarılması gerekeceği-ni”

-“‘Jandarma Genel Komutanlığına izafeten İçişleri Bakanlığı’na’ tebligat yapılabile-ceğini”

-“Milli Eğitim Müdürlüğünün tüzel kişiliği bulunmadığından, ‘Milli Eğitim Bakanlığı-na izafeten Milli Eğitim Müdürlüğüne evrak memuru ..’a’ şeklinde yapılan tebligatın geçerli olmayacağını”

-“Milli Savunma Bakanlığı yerine Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı adına çıkarılan 89/I ihbarının bu Komutanlığın genel evrak memuruna yapılan tebligatın geçerli sayılmaya-cağını”
b e l i r t m i ş t i r …

VII-Tebligatın yapılamaması:

A-Tebligatı alacak kişinin hasım olması: Muhatap yerine (adına) kendilerine tebli-gat yapılabilecek olan kişilerin, o davada (takipte) hasım olarak ilgileri varsa, muhatap yerine (adına) kendilerine tebligat yapılamaz (Teb. K. mad. 39; Teb. Tüz. mad. 60).

Yüksek mahkeme “tebligatı alacak (tebellüğ edecek) kişinin hasım olması” (Teb. K. mad. 39; Teb. Tüz. mad. 60) ile ilgili olarak verdiği çeşitli içtihatlarda;

-“Tebligat yapılacak kişilerin, o davada hasım olarak ilgisi varsa muhatap namına hasma tebligat yapılamayacağını”

-“Borçluya çıkarılan davetiyenin ‘en yakın komşu’ sıfatıyla alacaklıya verilmiş olma-sının usulsüz sayılacağını”

-“Borçluya (kefile) gönderilen ödeme emrinin diğer senet borçlusuna (ya da kefiline) tebliğ edilmiş olmasının usulsüz sayılacağını”

-“Borçlu adına gönderilen tebligatın -alacaklı yanında çalışan bir kjşi gibi- alacaklı-nın hakimiyet sahasında çalışan kişiye tebliğ edilmiş olmasının, Teb. Kanununun 39. madde-sine aykırı olacağını”

-“Borçlu adına gönderilen tebligatın, aynı takipte borçlu olan eşine yapılmış olması-nın Teb. Kanununun 39. maddesine aykırı olacağını”

-“Kocası adına, kocasıyla ihtilafı olan karısına yapılan tebligatın usulsüz olacağı-nı”

-“Aralarında mecburi dava (takip) arkadaşlığı bulunan kiracılardan birisi adına çıka-rılan ödeme emrinin, diğer borçluya tebliğ edilmesinin, Teb. Kanununa aykırı ve usulsüz sayı-lacağını”
b e l i r t m i ş t i r …

B-Tebliğ imkansızlığı ve tebligatı almaktan kaçınma: Burada iki ayrı durum dü-zenlenmiştir. Bunlardan birincisi; kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap adına tebligatı alabilecek -muhatapla birlikte aynı konutta oturan kişilerin veya hizmetçilerin (Teb. K. mad. 16) veya daimi memur veya müstahdemlerin (Teb. K. mad. 17) vs.- hiçbirisinin gösterilen adreste bulunmamaları diğeri ise, bu kişilerin tebligatı almaktan kaçınmaları’dır.

Bu durumlardan birinin varlığı halinde, tebliğ memuru, tebliğ edilecek evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden birine yahut zabıta amir veya memurlarına imza karşı-lığında teslim eder ve teslim alanın adresini içeren ihbarnameyi, tebligat adresindeki binanın kapısına yapıştırır ve “adreste bulunmama halinde”, durumun tebliğ olunacak kişiye haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine ve varsa yönetici ya da kapıcıya da bildirir (Teb. K. mad. 21, Teb. Tüz. mad. 28, 30). Bu hükümle, adresine gelen muhatabın, tebliğ belgesini nereden alacağını öğrenmesi temin edilmek istenmiştir. Maddede gösterilen sıra geçerlilik koşulu olup -yani; önce tebligat bir görevliye (muhtar, ihtiyar heyeti azası, zabıta amir veya memuruna) teslim edilmeli, ondan sonra da kapıya ihbarname yapıştı-rılmalı, mümkünse; komşu veya diğer bir ilgiliye haber bırakılmalıdır. Yoksa önce ihbarname yapıştırılıp daha sonra tebligat bir görevliye bırakılamaz- bu sıraya uyulmaması tebligatı ge-çersiz kılar.

Bu konuyu düzenleyen Teb. K. mad. 21, c.1 hükmü doktrin ve uygulamada farklı yorumlara neden olmuştur. Gerçekten bir görüşe göre; “tebellüğden kaçınma halinde, muhataba haber vermesi için, en yakın komşulardan birine veya yöneticiye yahut kapıcıya bildirmeye gerek yoktur”. Kanımızca da, Tebligat Kanununun 21. maddesinin birinci cümle-sinin yazılı şeklindeki açıklık ve 1985 tarihli, 3220 sayılı Tebligat Kanununda değişiklik ya-pan kanunun “7201 sayılı Kanunun 21. maddesi değiştirilmektedir. 7201 sayılı Kanunun 21. maddesi iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlar adreste bulunmamak ile adreste bulunduğu halde tebligat evrakını almaktan imtina halleridir. Eski metin her iki hali birbirinden ayırma-dan ‘mümkün oldukça en yakın komşuya haber verme’yi düzenlenmiştir. Yargıtay kararlarıy-la tatbikat, haklı olarak tebligat almaktan imtina edenin komşusuna haber vermeyi lüzumsuz görmektedir. Kanunun bu hükmüne ‘adreste bulunmama’ sözleri eklenerek, kanunun bu mad-desi de tatbikata ve amaca uygun hale getirilmiştir. Ayrıca özellikle büyük şehirlerde varsa kapıcı veya yöneticiye de haber verilmesi yeni bir hüküm olarak kanuna girmiştir. Bu hükümle muhatabın tebligattan daha sağlıklı biçimde haberdar olması amaçlanmıştır” ş e k -l i n d e k i Hükümet Gerekçesi böyle bir yorumu gerektirmektedir… Çünkü, ancak “ad-reste bulunmama” halinde, “en yakın komşulardan birine veya yöneticiye yahut kapıcıya bil-dirme” zorunluluğu öngörülmüştür. U y g u l a m a d a ise; Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesi -eski tarihli- içtihatlarında, bu hükmü doğru olarak yorumla-mışken, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesi -yeni tarihli- içti-hatlarında tamamen aksi yönde yorumlamıştır…

Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılan tebligatlarda, tebliğ tarihi; iki nolu fişin (ihbarnamenin) kapıya yapıştırıldığı tarihtir (Teb. K. mad. 21, c.2).

Teb. K.nun 21. maddesini, PTT. Genel Müdürlüğü, tebligat sırasında ne kendisi ve ne de kendisi adına tebligatı kabul etmeye yetkili bir kimsesi bulunmayan avukatlar hakkında uygulamamak eğilimindedir.

Yüksek mahkeme “tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” (Teb. K. mad. 21; Teb. Tüz. mad. 28-31) ile ilgili olarak verdiği çeşitli içtihatlarda;

-“Tebligat Kanununun 21 ve Tebligat Tüzüğünün 28. maddesi uyarınca; muhatap ve-ya muhatap adına tebliğ yapılabilecek kişilerin hiçbirisi gösterilen adreste bulunmazsa;

–Tebliğ memurunun bu kişilerin adreste bulunmama sebeplerini, bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti, zabıta amir ve memurlarından araştırarak be-yanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan kaçınmaları halinde bu durumu da tu-tanağa yazıp imzalamaları (imzalatmaları) gerekeceğini,

–Ayrıca, tebliğ sırasında hazır bulunmayan muhatapların, tevzi (dağıtım) saatlerinden sonra adrese geldiğinin (döndüğünün) beyan edilmesi halinde, bunun tebligat parçasına yazı-lıp imzalanması gerekeceğini”

-“Tebligat parçasında ‘muhatabın geçici olarak yaylaya gitmiş olduğu’nun belirtil-miş, ancak ‘bu adresten dönmesi muhtemel tarihin’ açıklanmamış olması halinde, Tebligat Kanununun 21. maddesine uygun yapılmış tebligattan bahsedilemeyeceğini”

-“Tebligat sırasında adresinde bulunmayan muhatabın ‘tevziat (dağıtım) saatinden sonra adresine dönüp dönmeyeceği’nin tebligat parçasında belirtilmesinin, gerçek kişiler yönünden zorunlu olduğunu, tüzel kişi muhataplar bakımından bunun belirtilmemiş olmasının tebligatın hükümsüzlüğünü gerektirmeyeceğini”

-“Tebligat parçasında ‘borçlunun nereye gittiğinin bilinmediği’nin açıklanmış olması halinde, Tebligat Kanununun 21. maddesine göre usulüne uygun yapılmış bir tebligattan bah-sedilemeyeceğini”

-“‘Tebliğ tarihinde borçlunun başka bir yerde seyahatte bulunduğu’nun belirtilmiş ol-duğu ve dönüp dönmeyeceğinin ya da ne zaman döneceği hususunda hiçbir açıklamaya –teb-liğ parçasında- yer verilmemiş olan durumlarda Tebligat Kanununun 21 ve Tebligat Tüzüğü-nün 28. maddelerine uygun bir tebligattan söz edilemeyeceğini”

-“‘Tebligatı almaktan (tebellüğden) kaçınma’ halinde Tebligat Tüzüğünün 30. madde-sine göre işlem yapılması (yani; ‘tebliğ memurunun, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi azasından birine veya zabıta amir veya memuruna imza karşı-lığında teslim etmesi, ayrıca düzenleyeceği ihbarnameyi gösterilen adresin kapısına yapıştır-ması ve durumu muhatabın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya bildirmesi’) gerekeceğini”

-“Tebligat parçasına ‘haber verilen komşunun adının yazılmamış olması’nın, tebligatı usulsüz kılacağını”

-“Tebligat sırasında, borçlunun tatilde olduğunun anlaşılması halinde tebligatın yeri-ne getirilemeden iadesi gerekeceğini”

-Komşusunun beyanından, muhatabın ‘çarşıya gitmesi sebebiyle’ adresinden ayrılmış olduğunun saptanması halinde, Tebligat Kanununun 21 ve Tebligat Tüzüğünün 28. maddesine göre işlem yapılabileceğini”

-“Tebligat parçasına sadece ‘haber vermek üzere komşusuna bilgi verildiği’nin yapıl-mış olması halinde Tebligat Kanununun 21 ve Tebligat Tüzüğünün 28. maddesine göre usulü-ne uygun tebligat yapılmış sayılmayacağını”

-“Tebligat sırasında, komşusunun beyanı üzerine borçlunun ‘işe gittiği’nin saptanma-sı halinde, Tebligat Kanununun 21 ve Tebligat Tüzüğünün 28. maddesine göre işlem yapılabi-leceğini”

-“‘Tebliğ tarihinde adresin kapalı oluş nedeni’ -yönetici, kapıcı, komşu gibi- ilgili ki-şilerden araştırılıp, tebligat parçasında belirtilmeden, Tebligat Kanununun 21. maddesine uy-gun olarak yapılmış tebligattan bahsedilemeyeceğini”

-“Tebligat parçasında ‘tebligatı almadan (tebellüğden) kaçınmadan’ söz edilmedikçe Tebligat Tüzüğünün 30. maddesine göre işlem yapılamayacağını”

-“Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılacak tebligatın bağlı olduğu koşullar-la ilgili olarak;

–“Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılacak tebliğ işleminin geçerliliğinin, PTT. memurunun yapacağı tahkikata göre, ‘muhatabın bu adreste bulunmadığının tesbitine’ ve ‘bu işlemi tebligat parçasına yazarak maddede belirtilen kişilere imzalatmasına’ bağlı olduğunu – Tebliğ memurunun ‘muhatabın adreste bulunmadığı’ yolundaki beyanının bu konuda yeterli olmadığını, bu hususun ayrıca tutanakla belgelenmesi gerekeceğini”

–“Muhatabın tebligatın verilmek istendiği sırada adreste bulunmaması halinde, ‘ad-reste bulunmama sebebi’ PTT. memurunca araştırılmadan tebliğ evrakının muhtara bırakıl-masının usulsüz sayılacağını”

-“Teb. Kanununun 21. maddesindeki sıranın geçerlilik koşulu olduğunu, bu sıraya uyulmamasının tebligatı geçersiz kılacağını”
b e l i r t m i ş t i r …

VIII-İlan yoluyla tebligat: Adresi meçhul olan kimselere basın ve/veya yayın araçla-rıyla ilan şeklinde yapılan tebligat, “ilanen tebligat”tır. Bu tebligat şekli, tebligat konusunda başvurulacak son çaredir (Teb. K. mad. 28-31; Teb. Tüz. mad. 46-50).

Yerleşimyeri, meskeni ya da işyeri bulunamayan kimsenin adresi meçhul sayılır (Teb. K. mad. 28/II, Teb. Tüz. mad. 46). Bu durumda tebliğ memuru, gereken soruşturmayı yaptık-tan sonra “adresin meçhul olduğunu” mahalle veya köy muhtarına şerh verdirerek tesbit eder. Tebligatı çıkaran merci, muhatabın adresini resmi veya hususi müessese ve dairelerden gerek-li gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tesbit ettirir (Teb. K. mad. 28/III, Teb. Tüz. mad. 46/III).

İcra takiplerinde (dosyalarında) ilanen tebligata icra müdürü karar verir (Teb. K. mad. 29/I).

Adresin tesbiti için gereken soruşturma yapılmadan “ilanen tebligat” yoluna gidilmiş-se, ilgili ilanı öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde şikayet yoluyla tebligatı iptal ettirebi-lir, ilanı kusuru olmaksızın geç öğrenmişse, paraya çevirme işlemi sona erinceye kadar, gecik-miş itirazda (İİK. mad. 65) bulunabilir.

19.3.2003 tarih ve 4829 sayılı Kanun ile; “Maddeyle tebliği çıkaran merciye, adresin meçhul olması halinde, muhatabın adresinin resmi veya hususi müessese ve dairelerden ge-rekli gördükleri ile zabıta vasıtasıyla tahkik ve tesbit ettirmesi sağlanmak suretiyle Yargı-tay’ın adres tesbitinde bütün yolların tüketilmemesinden dolayı bozma kararlarına da uygun olarak, tebligatın daha sağlıklı yapılabilmesi amaçlanmıştır” ş e k l i n d e k i g e r e k ç e ile, Teb. Kanununun 28. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi “bununla beraber tebli-ği çıkaran merci lüzum görürse, muhatabın adresini resmi veya hususi müessese ve daireler-den veya zabıta vasıtasıyla tahkik ve tesbit ettirebilir” şeklinde değiştirilmiştir.

“İlanen tebliğ, son ilan tarihinden itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır. ilanen tebliğe karar veren merci, icabına göre daha uzun bir müddet tayin edebilir” (Teb. K. mad. 31; Teb. Tüz. mad. 49).

Yüksek mahkeme “ilanen tebligat” (Teb. K. mad. 28, Teb. Tüz. mad. 46) ile ilgili olarak verdiği çeşitli içtihatlarda;

-“‘Adresin meçhul olduğu’ hususunun tebliğ memurunca muhtara şerh verdirilmemiş ve ayrıca icra müdürlüğünce zabıta araştırması yaptırılmamış olması halinde ilanen tebligat yaptırılamayacağını”

-“İlanen tebligat yapılabilmesi için ‘muhataba Teb. K. ve Teb. Tüz.’ne göre tebligat yapılamamış olması’ ‘yapılan soruşturmaya rağmen yerleşimyerinin/meskeninin/işyerinin tes-bit edilememiş olması gerektiğini”

-“Yabancı memlekette oturanlara ilanen tebligat yapılması gereken hallerde, tebliği çıkaran mercinin tebliğ olunacak evrak ile ilan suretinin yabancı memlekette bulunan kimse-nin bilinen adresine ayrıca iadeli taahhütlü mektupla göndermesi ve posta makbuzunu dosya-ya koyması gerektiğini”

-“İlanen tebligatın geçerli olabilmesi için, ilanen tebliğine karar verilen hususun –ör-neğin ödeme emrinin- ayrıca icra dairesi ve divanhanesine de asılması ve bu hususun bir tu-tanakla tesbiti gerekeceğini”

-“Muhatabın yurtdışında olması halinde, ‘adresin meçhul olduğu’ndan sözedilerek o-na ilan yoluyla tebligat yapılamayacağını”

-“Yapılan soruşturma sonucunda muhatabın adresinin tesbit edilmesi halinde ilan yo-luyla tebligat yapılamayacağını”

-“Zabıta adres araştırması yaptırılmadan ‘adresin meçhul olduğu’ndan bahisle ilanen tebligat yapılamayacağını”
b e l i r t m i ş t i r …

IX-Usulsüz tebligat (tebligatın usulüne uygun yapılmaması) : Tebligat, usulsüz de yapılmış olsa hükümsüz sayılmaz. Usulsüz tebligata rağmen, muhatap bunu öğrenmişse, tebliğ geçerli sayılır. Bu durumda, muhatabın belirttiği tarih, “tebliğ tarihi” olarak kabul edilir (Teb. K. mad. 32/II, Teb. Tüz. mad. 51/II). Muhatap, usulsüz tebligatı öğrenmemişse, tebligat yapılmamış sayılır (Teb. Tüz. mad. 51). Muhatabın usulsüz tebliği öğrenip öğrenmediği ve öğrenmişse bunu tarihi, muhatabın beyanına göre tesbit edilir. Muhatabın bu konudaki beyanının tersi ileri sürülüp kanıtlanamaz (Teb. Tüz. mad. 51/III).

Ancak, tebligatı geç öğrenmiş olan taraf, tebligatı öğrendiğini belirttiği tarihten çok önce, tebligatın içeriğini öğrenerek bu doğrultuda resmi bir işlemde bulunmuşsa -örneğin; bankaya adına yatırılmış olan kamulaştırma bedelini çekmişse- daha sonra “tebligattan yeni haberdar olduğunu” -açtığı kamulaştırma bedelinin arttırılması davasında- ileri süremez, bu davranışı dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz.

Tebligatın usulsüzlüğü nedeniyle -7 günlük şikayet süresi içinde – şikayet yoluna başvuran muhatap en geç “şikayet tarihinde tebligatı öğrenmiş” sayılacağından, o tarihte usul-süz tebligat geçerli tebligata dönüşür. Bu bakımdan, tebliğ ile başlaması gereken süreler, şika-yet tarihinden itibaren işlemeye başlayacağından, tebligatın usulsüzlüğünü ileri sürerek, iptali-ni isteyen muhatabın aynı zamanda takip ya da borca karşı ileri süreceği itirazlarını da birlikte ileri sürmesi gerekir. Çünkü, takip ya da borca karşı ileri süreceği itirazları bildirme süresi, “usulsüz tebligatın iptali” tarihinden değil, “usulsüz tebligatı öğrendiği” tarihten itibaren işle-meye başlamıştır.

Kanımızca, tebligatı çıkaran icra organının, “tebligatın usulüne uygun olup olmadığı-nı” inceleyebilmesi ve tebligatın usulüne uygun olarak yapılmamış olduğunu saptaması halin-de, ilgiliye yeniden tebligat yapılmasına karar verebilmesi gerekir. Ancak yüksek mahke-me aksi görüşte olup, bu konuda yani “usulsüz tebligat halinde mutlaka tetkik merciine başvurularak tebliğ tarihinin, ilgilinin öğrendiği tarih olarak düzeltilmesi” hususunda karar alınmasını -ötedenberi- istemektedir …

Yüksek mahkeme; “usulsüz tebligat” (Teb. K. 32; Teb. Tüz. 51) ile ilgili olarak ver-diği çeşitli içtihatlarda;

-“Takibin şekline göre icra dairesine itiraz edilmemiş olmasının, tebligatın usulsüzlü-ğüne ilişkin şikayetin incelenmesine engel teşkil etmeyeceğini”

-“‘Ödeme emri’, ‘icra emri’, ‘tahliye emri’ vs.nin borçluya usulsüz olarak tebliğ edil-diğinin -yapılan şikayet sonucunda- anlaşılması halinde, tetkik merciince; ‘ödeme emrinin’ (‘icra emrinin’, ‘tahliye emri’nin) veya ‘takibin’ iptaline değil, ‘tebliğ tarihinin borçlunun bil-dirdiği… tarih olarak kabulüne (düzeltilmesine)..’ şeklinde karar verilmesi gerekeceğini”

-“Usulsüz tebligat halinde muhatabın belirttiği ‘tebligatı öğrenme tarihi’nin aksinin ancak ‘yazılı belge ile’ kanıtlanabileceğini”

-“Tetkik merciinin ‘tebligatın usulsüz olduğu’nu -bu konuda ilgililer (borçlular) tara-fından usulüne göre süresi içinde yapılmış bir şikayet bulunmadıkça- kendiliğinden gözeteme-yeceğini”

-“‘Tebligatın usulsüzlüğü’ne ilişkin şikayet ile ‘borca itiraz’ın birlikte (aynı dilekçede) yapılabileceğini, bu durumda önce ‘tebligatın usulsüzlüğü’ şikayetinin incelenerek, bunun haklı bulunması halinde, borca itiraz sebeplerinin inceleneceğini”

-“Usulsüz tebligat halinde, muhatabın belirttiği ‘tebligatı öğrenme tarihi’nin aksinin -tanık dinletilerek tetkik merciinde- iddia ve isbat edemeyeceğini”

-“Tebliğ tarihinde yurtdışında bulunduğu anlaşılan kişiye Türkiye’de yapılmış gözü-ken tebligatın usulsüz sayılacağını”

-“Tebligatın usulsüzlüğünün icra müdürlüğünce doğrudan doğruya gözetilemeyeceği-ni (bu hususun ‘şikayet’ konusu yapılması gerekeceğini)”

-“Usulsüz tebligat halinde tetkik merciine başvurarak tebliğ tarihinin düzeltilmesi konusunda karar alan borçlunun, bu tarihe göre takibe itirazlarını da -takip şekline göre icra dairesine veya tetkik merciine- bildirmesi gerekeceğini”

-“Muhatabın tebliğ sırasında seyahatte olmasının ‘gecikmiş itiraz’ nedeni olduğu-nu”

-“‘Tebligatın usulsüz olduğu’ iddiasının -örneğin; tebliğ tarihinde muhatabın yurtdı-şında olduğunun- tetkik merciinde her türlü delille isbat edilebileceğini”

-“Üçüncü kişinin, ‘taraf olmadığı takipteki tebligatın usulüne uygun olmadığını’ şika-yet konusu yapamayacağını”

-“Usulsüz tebligata ilişkin şikayetlerin, evrak üzerinde incelemeyle yetinilerek çözüm-lenebileceğini”

-“Usulsüz tebligat halinde, ‘tebliğ tarihinin düzeltilmesine’ icra müdürünün değil, tetkik merciinin karar verebileceğini”
b e l i r t m i ş t i r …

Tebligat Kanunu ile Tebligat Tüzüğünde, “tebliğ belgesindeki işlemin aksinin iddia edilmesi halinde” bunun araştırılma şekli ve yöntemi düzenlenmemiştir. Yüksek mahkeme öteden beri “tebligatı almış olan kişinin o tarihte yurtdışında olup olmadığı” “tebligat parça-sındaki imzanın tebligatı almış görünen kişi tarafından inkarı halinde, bu imzanın o kişiye ait olup olmadığı”, “muhatap adına tebligat yapılan kişinin gerçekten tebliğ tarihinde muhatap ile birlikte oturup oturmadığı ya da onun işçisi olup olmadığı” hususlarının yöntemince araş-tırılmasını, gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılmasını, tanık dinlenmesini istemiş-tir. Gerçekten, yüksek mahkeme, bu konuyla ilgili içtihatlarında;

-“Tebligat parçasındaki (evrakındaki) imzanın muhatap tarafından inkar edilmesi ha-linde, bilirkişi incelemesi yapılması gerekeceğini”

-“Muhatap adına tebligat yapılan kişinin gerçekte ‘tebliğ tarihinde muhatap ile birlik-te -aynı çatı altında- oturmadığı’ hususunun tetkik merciinde tanık dahil her türlü delille (ika-metgah belgesi, elektrik ve su faturaları vb. ile) isbat edilebileceğini”

-“Tebliğ belgesindeki ‘tebliğ tarihi’ne ilişkin uyuşmazlığın (şikayetin) tetkik merciinde duruşma açılarak, tebligatı yapan memurun tanık olarak dinlenmesi ve PTT. müdürlüğündeki tebligatla ilgili belge ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle çözümlene-bileceğini”

-“Muhatap adına işyerinde tebligat yapılan kişinin gerçekte ‘muhatabın işçisi olmadı-ğı’nın, tetkik merciinde tanık dahil her türlü delille isbat edilebilecğini”

-“Ödeme emrinin tebliği tarihinde -tebligat parçasında- değişiklik yapılması halinde, değişikliğin sebebinin tebliğ memurundan sorulması gerekeceğini”
b e l i r t m i ş t i r …

“Tebligatın usulsüz olduğunu” belirterek tetkik merciine şikayette bulunan ilgilinin, bunu ileri sürmede güncel hukuki yararının bulunması gerekir. Yüksek mahkeme, bu konuy-la ilgili olarak;

-Borçlunun -‘ödeme emri tebligatın usulsüz yapılmış olduğunu’ ileri sürerek- ‘ödeme emrinin tebliğ tarihinin düzeltilmesini’ istemekte hukuki yararının bulunduğunu”

-“Vekille takip edilen işlerde, vekil yerine asile yapılacak tebligat usulsüz olacak ise de, vekilin asile yapılan tebligattan haberdar olarak süresinde ödeme (icra) emrine itiraz et-miş olması halinde, artık ‘asile yapılan tebligatın usulsüz olduğu’ndan bahisle şikayette bulu-nulmasında hukuki yarar bulunmayacağını”
b e l i r t m i ş t i r …

“Usulsüz tebligat” ile ilgili başvuru, tetkik merciine gecikmiş itiraz şeklinde yapılmış olsa dahi, başvurunun hukuki niteliği hakimce belirleneceğinden (HUMK. mad. 76) istemin ş i k a y e t olarak algılanıp, şikayet hükümlerine göre uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekir.

Yüksek mahkeme, “haczi öğrenme tarihi”nin, “ödeme emrinin usulsüz tebliğini öğ-renme tarihi” sayılıp sayılmayacağı konusunda çelişik kararlar vermiştir.

Kaynak : Av. Talih UYAR http://www.talihuyar.com

Gelen Aramalar

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Free WordPress Themes - Download High-quality Templates